"Dublin'de Çocuğun Yüksek Yararı İlkesi" başlığı altında sunulan bu rehber, Dublin III Tüzüğü (AB 604/2013) çerçevesinde çocukların özel durumlarına ve onların "yüksek yararı" ilkesinin uygulanmasına odaklanmaktadır.
Giriş: Dublin III Tüzüğü ve Çocuğun Yüksek Yararı İlkesi
Avrupa Birliği'nin ortak iltica sisteminin temel taşlarından biri olan Dublin III Tüzüğü (AB 604/2013), uluslararası koruma başvurularının incelenmesinden sorumlu üye devleti belirlemeye yönelik kriterleri ve mekanizmaları düzenler. Bu tüzüğün özünde, sığınmacıların bir AB üye devleti tarafından değerlendirilen tek bir başvurularının olmasını sağlamak ve böylece "iltica turizmi" olarak adlandırılan durumu engellemek yatmaktadır. Ancak, bu mekanizma içerisinde, özellikle kırılgan grupların başında gelen çocukların hakları ve ihtiyaçları, tüzüğün önemli bir hassasiyet alanını oluşturur. Dublin III Tüzüğü, önceki Dublin II sistemine göre çocuğun yüksek yararı ilkesine daha fazla vurgu yaparak, bu ilkeyi birincil bir değerlendirme kriteri haline getirmiştir.
Çocuğun yüksek yararı ilkesi, uluslararası hukukta köklü bir geçmişe sahiptir ve Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (ÇHS) başta olmak üzere birçok uluslararası belgede merkezi bir rol oynar. ÇHS'nin 3. maddesi, kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan tüm eylemlerde çocuğun yüksek yararının temel bir düşünce olması gerektiğini belirtir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarıyla da pekiştirilen bu ilke, Dublin III Tüzüğü'nün 6. maddesinde doğrudan referans alınmış ve tüzüğün uygulanmasında Üye Devletlerin bu ilkeyi dikkate alması zorunlu kılınmıştır.
Dublin III Tüzüğü'nde Çocuğun Yüksek Yararı İlkesinin Temel Hükümleri
Dublin III Tüzüğü, çocuğun yüksek yararı ilkesini çeşitli maddelerde somutlaştırmıştır. Bu ilke, hem refakatsiz çocuklar hem de aileleriyle birlikte olan çocuklar için geçerlidir ve özellikle başvuru sahibinin belirlenmesinde ve aile biriminin korunmasında önemli bir rol oynar.
Madde 6: Çocuğun Yüksek Yararına İlişkin Temel Hüküm Tüzüğün 6. maddesi, "Üye Devletler, bu Tüzüğün geçerli olduğu tüm usullerde çocuğun yüksek yararı ilkesini birincil bir düşünce olarak göz önünde bulunduracaktır" hükmünü içerir. Bu, çocuğun yüksek yararının, Dublin transferiyle ilgili tüm idari ve yargısal süreçlerde merkezi bir konumda olması gerektiği anlamına gelir. Bu madde, çocukların özel kırılganlıklarını tanır ve onlara yönelik özel bir koruma gereksiniminin altını çizer.
Refakatsiz Çocuklar İçin Özel Kriterler (Madde 8) Dublin III Tüzüğü, refakatsiz çocuklara özel önem verir. Madde 8'de belirtilen kriterler, refakatsiz çocukların yüksek yararını gözeten belirli durumları tanımlar:
- Akım ve Akrabalık Bağları (Madde 8(2) ve 8(3)): Eğer refakatsiz çocuğun bir ebeveyni, yasal vasisi veya kardeşleri, teyze, amca, büyükanne/büyükbaba gibi yakın akrabaları bir Üye Devlette yasal olarak bulunuyorsa, bu Üye Devlet sorumludur. Tüzük, çocuğun ailesiyle birleşmesini sağlamayı, yüksek yararı için en uygun çözüm olarak görür. Bu durumda, ilgili Üye Devletin çocuğun akrabasıyla görüşüp görüşmek istemediğini belirlemesi ve akrabasının da çocuğu kabul etme yeteneğine sahip olup olmadığını değerlendirmesi gerekir.
- Çocuğun Görüşleri (Madde 8(4)): Tüzük, refakatsiz çocuğun görüşlerinin dinlenmesini ve yaş ve olgunluk derecesine göre bu görüşlere gereken önemin verilmesini zorunlu kılar. Bu, çocuğun transferle ilgili kararlarda bir özne olarak kabul edildiğinin ve kendi geleceği hakkında söz sahibi olmasının önemli olduğunun göstergesidir.
- En Hızlı Süreç (Madde 8(5)): Refakatsiz çocuğun başvurusundan sorumlu Üye Devletin belirlenmesi sürecinin hızlı bir şekilde tamamlanması gerektiği vurgulanır. Bu, çocuğun belirsizlik içinde kalma süresini kısaltarak travmayı azaltmayı hedefler.
Aile Biriminin Korunması (Madde 9, 10, 11) Tüzük, aile biriminin bir arada kalmasını ve bu yolla çocukların yüksek yararının korunmasını sağlamak amacıyla önemli kriterler belirler:
- Reşit Olmayan Çocuğun Ebeveyni (Madde 9): Eğer başvuru sahibi refakatsiz bir reşit olmayan çocuksa ve ebeveyni bir Üye Devlette yasal olarak bulunuyorsa, bu Üye Devlet, başvuruyu incelemekten sorumludur. Bu, çocuğun ebeveyniyle birleşmesini sağlayarak aile birliğinin korunmasına öncelik verir.
- Ebeveynlerin ve Reşit Olmayan Çocukların Birlikte Olması (Madde 10): Eğer birkaç aile üyesi aynı zamanda uluslararası koruma başvurusunda bulunmuşsa, aile birimini bir arada tutacak şekilde Üye Devlet sorumluluğu belirlenir. Bu, çocukların ebeveynlerinden ayrılmasını önlemek için tasarlanmıştır.
- Bağımlılık Durumu (Madde 16): Eğer bir başvuru sahibi, yaşlılık, hamilelik, hastalık, ağır engellilik veya zihinsel bozukluk nedeniyle başka bir aile üyesine bağımlıysa ve bu aile üyesi bir başka Üye Devlette yasal olarak ikamet ediyorsa, o Üye Devlet sorumluluğu üstlenebilir. Bu madde, çocukların ebeveynlerine veya bakıcılarına bağımlılık durumlarında özellikle önemlidir ve aile birliğinin korunmasını genişletir.
Avrupa Adalet Divanı (AAD) Kararları ve Çocuğun Yüksek Yararı
AAD, Dublin III Tüzüğü'nün yorumlanmasında ve uygulanmasında çocuğun yüksek yararı ilkesine defalarca vurgu yapmıştır. Bu kararlar, tüzük hükümlerinin nasıl anlaşılması gerektiğine dair yol gösterici olmuştur:
- C-648/11, MA, BT ve DA Davası (2012): Bu karar, önceki Dublin II Tüzüğü bağlamında verilmiş olsa da, çocuğun yüksek yararının uygulanışına dair önemli prensipler içerir. AAD, Tüzük'te açıkça belirtilmeyen bir aile birleşimi durumunda dahi, çocuğun yüksek yararının dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. Mahkeme, reşit olmayan bir çocuğun Üye Devlete ulaşmasının ardından reşit olması durumunda bile, çocuğun yüksek yararı ve aile birleşimi ilkesinin göz ardı edilemeyeceğini belirtmiştir.
- C-646/16, A. ve S. Davası (2017): Bu dava, Madde 8'in yorumlanmasıyla ilgilidir. AAD, refakatsiz bir çocuğun akrabasının bulunduğu Üye Devletin, akrabanın çocuğun bakımını üstlenmeye "yeteneği" ve "isteği" olup olmadığını değerlendirirken titiz olması gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme, sadece akrabalık bağının değil, aynı zamanda çocuğun fiilen akrabasıyla birlikte yaşama ve onun tarafından bakılma imkanının da yüksek yarar açısından kritik olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca, çocuğun görüşlerinin dinlenmesinin ve bu görüşlere ağırlık verilmesinin önemi bir kez daha teyit edilmiştir.
- C-578/16, X ve Y Davası (2018): Bu kararda AAD, Dublin III Tüzüğü'nün 6. maddesinde yer alan çocuğun yüksek yararı ilkesinin, tüzüğün uygulandığı her aşamada, yani sadece sorumluluğun belirlenmesi değil, transferin uygulanması aşamasında da dikkate alınması gereken birincil bir husus olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, transfer kararının ve transferin uygulanışının, çocuğun ruhsal ve fiziksel sağlığı üzerindeki potansiyel etkilerinin değerlendirilmesini gerektirdiğini belirtmiştir.
Bu kararlar, Üye Devletlerin Dublin prosedürlerinde çocukların özel durumlarını göz ardı edemeyeceğini ve her bir durumda somut ve kapsamlı bir değerlendirme yapması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Uygulamada Çocuğun Yüksek Yararı Değerlendirmesi
Çocuğun yüksek yararının değerlendirilmesi, tek bir faktöre bağlı olmayıp, bir dizi unsuru içeren karmaşık bir süreçtir. Bu değerlendirme, Dublin III Tüzüğü ve ilgili mevzuat uyarınca, her bir çocuğun bireysel koşullarına özel olarak yapılmalıdır.
Değerlendirme Sürecindeki Temel Unsurlar:
- Çocuğun Görüşleri: Çocuğun yaşı ve olgunluk düzeyi göz önünde bulundurularak, transferle ilgili kararlar hakkında ne düşündüğü öğrenilmeli ve bu görüşlere gereken önem verilmelidir. Bu, çocuğun katılım hakkının bir parçasıdır.
- Aile Bağları: Çocuğun ebeveynleri, kardeşleri ve diğer yakın akrabalarının hangi Üye Devletlerde bulunduğu, bu akrabaların çocuğu destekleme kapasiteleri ve istekleri kapsamlı bir şekilde incelenmelidir. Aile birliğinin korunması genellikle çocuğun yüksek yararı olarak kabul edilir.
- Refah ve Gelişim: Çocuğun fiziksel ve zihinsel sağlığı, eğitimi, sosyal uyumu ve genel gelişimi için en uygun ortamın hangisi olacağı değerlendirilmelidir. Bu, potansiyel transferin çocuğun ruhsal durumu üzerindeki etkilerini de içerir.
- Güvenlik: Çocuğun maruz kalabileceği riskler, özellikle insan ticareti, istismar veya kötü muamele gibi tehditler dikkate alınmalıdır. Potansiyel transfer ülkesindeki koruma mekanizmaları ve güvenliğin seviyesi değerlendirilmelidir.
- Özel İhtiyaçlar: Engellilik, kronik hastalık, travma geçmişi gibi özel ihtiyaçları olan çocukların durumları ayrı bir hassasiyetle ele alınmalıdır. İlgili Üye Devlette bu ihtiyaçların karşılanıp karşılanamayacağı araştırılmalıdır.
- Süreklilik: Çocuğun mevcut yaşam ortamındaki istikrarlı ilişkileri ve rutinlerinin devamlılığı, ani ve travmatik değişikliklerden kaçınmak adına önemli bir faktör olabilir.
Bu değerlendirme, yetkili makamlar tarafından bireysel olarak yapılmalı ve "çocuğun yüksek yararı en iyi niyetle tanımlanabilir" ilkesine uygun olmalıdır. Ayrıca, bu değerlendirmenin şeffaf olması ve çocuğun yasal temsilcisi veya vasisi ile paylaşılması önemlidir.
Dublin Transfer Kararlarında Çocuğun Yüksek Yararı ve Yargısal Denetim
Dublin transfer kararları, idari kararlar olup, bu kararlara karşı yargısal başvuru yolları bulunmaktadır. Çocuğun yüksek yararı, bu yargısal denetim süreçlerinde merkezi bir rol oynar. Üye Devletlerin mahkemeleri, idari makamların yaptığı çocuğun yüksek yararı değerlendirmesinin eksiksiz ve doğru olup olmadığını incelemekle yükümlüdür.
AİHM kararları, Dublin transferlerinin, özellikle refakatsiz çocuklar veya aile birleşimi durumları söz konusu olduğunda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. (işkence ve kötü muamele yasağı) ve 8. (özel ve aile hayatına saygı hakkı) maddelerine aykırı olmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Örneğin, AİHM'in Tarakhel / İsviçre (B. No: 29217/12, 2014) kararı, Dublin transferlerinin, çocuklu ailelerin kabul edilmeleri beklenen Üye Devlette uygun barınma koşulları ve genel olarak kabul ve entegrasyonu sağlamaları için garantiler olmadıkça AİHS'nin 3. maddesini ihlal edebileceğini belirtmiştir. Bu karar, çocukların, transfer edilecekleri ülkelerde yaşayacakları koşulların değerlendirilmesinin ve bu koşulların "yüksek yararlarını" sağlayıp sağlamadığının kritik olduğunu ortaya koymuştur.
Bu bağlamda, ulusal mahkemelerin, idari makamlar tarafından yapılan çocuğun yüksek yararı değerlendirmesinin ne kadar kapsamlı ve somut olduğunu, AAD ve AİHM içtihatlarına uygun hareket edilip edilmediğini titizlikle denetlemesi gerekmektedir.
Gelecek: AMMR ve Çocuğun Yüksek Yararı
Avrupa Birliği'nin iltica ve göç politikalarında planlanan reformlar, özellikle "İltica ve Göç Yönetimi Tüzüğü" (Asylum and Migration Management Regulation – AMMR) ile Dublin sisteminin yerini alması beklenmektedir. 2026 yılına kadar tam olarak yürürlüğe girmesi öngörülen AMMR, mevcut Dublin sisteminin bazı eksikliklerini gidermeyi hedeflerken, çocuğun yüksek yararı ilkesine verilen önemi koruması ve hatta güçlendirmesi beklenmektedir.
Yeni tüzük taslakları, özellikle çocukların, aile birleşimi ve kırılganlık durumlarının daha etkin bir şekilde ele alınmasını amaçlamaktadır. AMMR'nin, refakatsiz çocukların akrabalarının bulunduğu ülkelere transferini kolaylaştıran ve bu çocukların aileleriyle daha hızlı bir şekilde birleşmesini sağlayan mekanizmaları daha da netleştirmesi beklenmektedir. Ayrıca, çocuğun yüksek yararı değerlendirmelerinin standartlaştırılması ve bu değerlendirmelerin kalitesinin artırılması yönünde adımlar atılabilir. Genel olarak, AMMR'nin de uluslararası koruma süreçlerinin her aşamasında çocuğun yüksek yararı ilkesini temel bir prensip olarak koruyacağı ve uygulamasını daha da somutlaştıracağı öngörülmektedir.
Sonuç
Dublin III Tüzüğü, uluslararası koruma başvurularından sorumlu Üye Devleti belirleme mekanizması içerisinde, özellikle kırılgan bir grup olan çocukların haklarına ve "yüksek yararı" ilkesine özel bir vurgu yapmıştır. Madde 6'da genel bir prensip olarak kabul edilen bu ilke, refakatsiz çocuklara yönelik özel kriterler (Madde 8) ve aile biriminin korunması hükümleri (Madde 9, 10, 11) aracılığıyla somutlaştırılmıştır. Avrupa Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, Üye Devletlerin bu ilkeyi titizlikle uygulaması gerektiğine dair önemli içtihatlar oluşturmuştur.
Çocuğun yüksek yararı, bireysel ve kapsamlı bir değerlendirmeyi gerektirir; bu değerlendirmede çocuğun görüşleri, aile bağları, refahı, güvenliği ve özel ihtiyaçları gibi unsurlar göz önünde bulundurulmalıdır. Dublin transfer kararlarına yönelik yargısal denetimlerde de bu ilke merkezi bir rol oynamakta, ulusal mahkemelerin idari makamların değerlendirmelerini titizlikle denetlemesini gerektirmektedir. Gelecekteki AMMR'nin de bu ilkeye olan bağlılığı sürdürmesi ve hatta güçlendirmesi beklenmektedir. Bu, Avrupa Birliği'nin sığınmacı çocuklara yönelik uluslararası koruma yükümlülüklerini yerine getirme konusundaki kararlılığının bir göstergesidir.
Sık Sorulan Sorular
1. Çocuğun yüksek yararı ilkesi tam olarak ne anlama geliyor? Çocuğun yüksek yararı ilkesi, bir çocukla ilgili karar alınırken (idari, yargısal veya yasama düzeyinde) o çocuğun fiziksel, ruhsal, sosyal ve eğitimsel gelişimini en iyi şekilde destekleyecek olan sonucun öncelikli olarak değerlendirilmesi ve çocuğun çıkarlarının en üst düzeyde korunması anlamına gelir. Dublin III Tüzüğü'nde, bu ilke, özellikle uluslararası koruma başvurularından sorumlu Üye Devletin belirlenmesi ve transfer süreçlerinde çocuğun en iyi menfaatlerini sağlamayı hedefler.
2. Refakatsiz bir çocuğun Dublin transferi nasıl belirlenir? Refakatsiz bir çocuğun Dublin transferi, öncelikle Madde 8'de belirtilen kriterlere göre belirlenir. Eğer çocuğun bir ebeveyni, yasal vasisi veya kardeşleri gibi yakın akrabaları başka bir Üye Devlette yasal olarak bulunuyorsa, bu Üye Devlet sorumlu olabilir. Çocuğun görüşleri dinlenir ve yaşına/olgunluğuna göre bu görüşlere önem verilir. Amaç, çocuğun aile birleşmesini sağlamak ve onun yüksek yararına uygun en güvenli ve istikrarlı ortamı bulmaktır.
3. Çocuklu bir ailenin Dublin transferi kararlarında çocuğun yüksek yararı nasıl etkili olur? Çocuklu bir ailenin transfer kararlarında, ailenin bir arada kalması ve çocukların ebeveynlerinden ayrılmaması temel bir önceliktir. Dublin III Tüzüğü'nün Madde 9, 10 ve 11'i, aile birliğini koruyarak çocukların yüksek yararını güvence altına almayı hedefler. Potansiyel transfer ülkesindeki barınma, eğitim, sağlık hizmetleri ve genel yaşam koşulları gibi faktörler, özellikle AİHM'in Tarakhel / İsviçre kararı ışığında, çocuğun yüksek yararı değerlendirmesinde kritik rol oynar.
4. Dublin transfer kararlarına karşı çocuğun yüksek yararı temelinde itiraz edilebilir mi? Evet, Dublin transfer kararlarına karşı, çocuğun yüksek yararı ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle idari ve yargısal yollara başvurulabilir. Ulusal mahkemeler, idari makamların çocuğun yüksek yararı değerlendirmesinin ne kadar kapsamlı ve doğru olduğunu denetlemekle yükümlüdür. Özellikle transferin, çocuğun ruhsal ve fiziksel sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olacağına dair somut kanıtlar sunulması durumunda, mahkemeler transferi durdurabilir veya iptal edebilir.
Önemli Not: Bu makalede yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşımakta olup, hukuki tavsiye niteliğinde değildir. Hukuki konularda her zaman yetkin bir hukuk uzmanından danışmanlık alınması tavsiye edilir.
