İsviçre ve Norveç'te Dublin

~10 dakikalık okuma

Dublin III Tüzüğü (AB 604/2013), Avrupa Birliği'nin sığınmacıların başvurularından sorumlu üye devleti belirlemesine yönelik mekanizması olarak tasarlanmış olsa da, İsviçre ve Norveç gibi AB üyesi olmayan ancak Schengen alanına dahil olan devletler için de özel bir öneme sahiptir. Bu rehber makale, Dublin III Tüzüğü'nün İsviçre ve Norveç bağlamındaki uygulanışını, bu ülkelerin özel konumlarını, maruz kaldıkları eleştirileri ve geleceğe yönelik potansiyel değişimleri detaylı bir şekilde inceleyecektir.

İsviçre ve Norveç'in Dublin Sistemindeki Yeri: Schengen ve Paralel Anlaşmalar

İsviçre ve Norveç, Avrupa Birliği üyesi olmamalarına rağmen, Schengen Anlaşması'na taraf devletlerdir. Schengen Ortaklığı, bu ülkelerin AB'nin ortak vize, sınır ve polis işbirliği politikalarına entegre olmalarını sağlamıştır. Bu entegrasyonun bir uzantısı olarak, bu ülkeler Dublin sistemine de dâhil olmuşlardır. İsviçre ve Norveç'in Dublin sistemine katılımı, AB üye devletleri ile yaptıkları özel anlaşmalar aracılığıyla gerçekleşmiştir.

Norveç, 2001 yılında AB ile Dublin II Tüzüğü'nün uygulanmasına ilişkin bir anlaşma imzalayarak sisteme katılmıştır. İsviçre ise 2004 yılında benzer bir anlaşmaya imza atmış ve 2008 yılından itibaren bu anlaşma yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşmalar, Dublin III Tüzüğü'nün (AB 604/2013) kendilerine de uygulanmasını sağlayan bir dinamik yaratmıştır. Dolayısıyla, Dublin III Tüzüğü'nün hükümleri, sığınmacıların başvurusundan sorumlu devletin belirlenmesi konusunda İsviçre ve Norveç için de bağlayıcıdır. Bu, sığınmacıların parmak izlerinin Eurodac sistemine girilmesi, aile birleşimi prensipleri ve insani mülahazalar gibi temel Dublin kurallarının bu ülkelerde de geçerli olduğu anlamına gelir.

Dublin Prosedürlerinin İsviçre ve Norveç'te Uygulanması

Dublin III Tüzüğü, bir sığınmacının Avrupa topraklarında yaptığı ilk başvuru veya yasa dışı giriş yaptığı ülke gibi kriterlere dayanarak hangi devletin sığınma başvurusundan sorumlu olduğunu belirler. İsviçre ve Norveç'teki yetkililer de bu kuralları uygulayarak, başka bir Dublin devletinde daha önce başvurusu olan veya oradan yasa dışı giriş yaptığı tespit edilen sığınmacıları ilgili devlete geri gönderme ("Dublin transferi") prosedürlerini başlatırlar.

Bu ülkelerdeki sığınma yetkilileri, gelen her başvuruyu titizlikle değerlendirerek Eurodac veritabanını kontrol eder. Eğer bir sığınmacının parmak izleri veya diğer kanıtlar başka bir Dublin devletinde (AB üyesi, İsviçre, Norveç, İzlanda, Lihtenştayn) daha önce bir sığınma başvurusunda bulunduğunu veya o devlete yasa dışı yollarla girdiğini gösteriyorsa, ilgili Dublin transfer prosedürü başlatılır. Bu prosedür, ilgili devlete bir "devralma" (take charge) veya "geri alma" (take back) talebi göndermeyi ve bu talebin kabul edilmesi halinde sığınmacının o devlete gönderilmesini içerir.

Bununla birlikte, Dublin transferleri sadece teorik bir uygulamanın ötesindedir. Tüzük, bir devletin sığınmacının başvurusundan sorumlu olmasını sağlayan temel kriterlerin yanı sıra, insani mülahazalar ve kişisel durumlar (özellikle çocukların, aile üyelerinin ve savunmasız kişilerin durumları) gibi ek hükümler de içerir. İsviçre ve Norveç'teki sığınma yetkilileri, bu hükümlere de uygun hareket etmek zorundadır.

Örneğin, Reşit Olmayan Refakatsiz Çocuklar (RORÇ) için, Dublin III Tüzüğü'nün 8. maddesi, çocuğun aile üyelerinin yasal olarak ikamet ettiği devletin sorumlu olmasını öngörür. Aile birleşimi ilkesi, Dublin sisteminde temel bir unsurdur ve bu ülkeler de bu ilkeye riayet etmek zorundadır.

Dublin Transferlerinin Hukuki Boyutu ve Yargı Denetimi

Dublin sisteminin karmaşıklığı, özellikle transfer kararları söz konusu olduğunda, sığınmacılar için önemli hukuki zorluklar doğurur. İsviçre ve Norveç'te, Dublin transfer kararlarına karşı hukuki başvuru yolları mevcuttur. Sığınmacılar, bu kararların iptali veya uygulanmasının durdurulması için idari mahkemelere başvurabilirler.

Mahkemeler, transfer kararlarını incelerken, özellikle Dublin III Tüzüğü'nün 3. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "ciddi bir riskin" olup olmadığını değerlendirirler. Bu maddeye göre, sığınmacının gönderileceği üye devlette sığınma prosedürlerinde, kabul koşullarında veya temel insan haklarının korunmasında sistemik eksikliklerin bulunması durumunda, gönderme kararı alınamaz ve sorumluluk değerlendirmeyi yapan devlete geçer. Bu ilke, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Avrupa Adalet Divanı (ABAD) kararlarıyla da desteklenmektedir.

Önemli Yargı Kararları ve Etkileri

Dublin sisteminin uygulanmasında AİHM ve ABAD'ın oynadığı rol kritik öneme sahiptir. Bu kararlar, Dublin devletlerinin sığınmacıları geri gönderme yetkisini belirli durumlarda sınırlandırmıştır.

  • AİHM'in M.S.S. v. Belgium and Greece Kararı (2011): Bu karar, Belçika'nın bir sığınmacıyı Yunanistan'a Dublin transferiyle göndermesi sonucunda sığınmacının orada insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi ihlali) maruz kalacağını belirterek, Belçika'yı sorumlu tutmuştur. Bu karar, "sistemik eksiklikler" doktrininin Dublin transferlerini durdurmak için temel bir dayanak olmasını sağlamıştır. İsviçre ve Norveç de, AİHM'in kararlarına uymakla yükümlü olduklarından, benzer durumlarda transferleri durdurmak zorundadırlar. Özellikle sığınmacıların insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele riskiyle karşı karşıya kalabileceği bir Dublin devletine geri gönderilmemesi gerektiği, bu ülkelerin idari ve yargı pratiklerinde önemli bir yer tutmaktadır.

  • ABAD'ın N.S. v. Secretary of State for the Home Department ve M.E. v. Refugee Applications Commissioner Kararları (2011): Bu birleşik davada, ABAD, bir üye devlete yapılacak transferin, o devlette sığınmacının Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı'nın 4. maddesinde yasaklanan insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele riskine maruz kalacağına dair "gerçek bir risk" olması halinde yasaklanması gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar da AİHM'in M.S.S. kararını teyit ederek, "sistemik eksiklikler" ilkesini AB hukukunun bir parçası haline getirmiştir. İsviçre ve Norveç'teki mahkemeler de bu kararları referans alarak, Dublin transfer kararlarının hukuka uygunluğunu denetler.

  • AİHM'in Tarakhel v. Switzerland Kararı (2014): Bu karar, İsviçre'nin İtalya'ya göndermeyi planladığı bir Afgan ailesiyle ilgiliydi. AİHM, İsviçre'nin İtalya'daki kabul koşullarının yetersizliği nedeniyle ailenin insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele riskiyle karşı karşıya kalabileceğine hükmetmiştir. Mahkeme, İsviçre'den, transferin gerçekleşmesinden önce İtalyan yetkililerden ailenin uygun koşullarda kabul edileceğine dair bireysel garanti almasını istemiştir. Bu karar, özellikle savunmasız gruplar için (çocuklu aileler gibi) ek güvencelerin önemini vurgulamış ve Dublin devletlerinin sadece "sistemik eksiklikler" değil, aynı zamanda transfer edilecek kişiye özel durumlardaki riskleri de değerlendirmesi gerektiğini göstermiştir. İsviçre'deki federal mahkemeler ve idari organlar, bu kararın ardından, özellikle çocuklu ailelerin İtalya'ya transferinde daha dikkatli davranmış ve ek güvenceler talep etme uygulamasını benimsemiştir.

Bu kararların bir sonucu olarak, İsviçre ve Norveç, diğer Dublin devletlerine transfer kararı verirken, gönderilecek ülkedeki sığınma sisteminin durumu, kabul koşulları ve temel haklara saygı konusunda güncel ve güvenilir bilgilere dayanmak zorundadır. Özellikle Yunanistan ve İtalya gibi bazı ülkelere yönelik transferler, bu kararların ışığında daha yakından incelenmekte ve bazı durumlarda askıya alınabilmektedir.

Dublin Sistemine Yönelik Eleştiriler ve İsviçre/Norveç Perspektifi

Dublin sistemi, yıllardır AB içinde ve dışında çeşitli eleştirilere maruz kalmıştır. Bu eleştirilerin birçoğu, İsviçre ve Norveç tarafından da paylaşılmaktadır ve bu ülkelerin sığınma politikalarını doğrudan etkilemektedir.

  • Coğrafi Yük Dağılımı: En yaygın eleştirilerden biri, Dublin sisteminin coğrafi olarak AB'nin dış sınırlarında yer alan ülkelere (Yunanistan, İtalya, İspanya gibi) orantısız bir yük bindirmesidir. İlk giriş ülkesi prensibi, sığınmacıların büyük çoğunluğunun bu ülkelerde kalma veya oraya geri gönderilme riskiyle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. İsviçre ve Norveç, genellikle bu ilk giriş ülkeleri olmadıkları için, Dublin transferleri aracılığıyla bu ülkelerin yükünü bir ölçüde hafifletmeye çalışmaktadırlar. Ancak, bu durum aynı zamanda bu ülkelerde de eleştirilere yol açabilmekte, zira İsviçre ve Norveç de görece güvenli ve cazip destinasyonlar olarak algılandıkları için sürekli yeni sığınma başvurularıyla karşılaşmaktadırlar.

  • Etkinlik Eksikliği: Dublin sisteminin idari olarak ağır, pahalı ve çoğu zaman etkisiz olduğu da sıkça dile getirilen bir eleştiridir. Büyük sayıda sığınmacının Dublin kurallarını ihlal etmeye çalışması (ikinci bir ülkede başvuruda bulunmak gibi), sistemin işlem maliyetini artırmakta ve istenen düzeni sağlamakta zorlanmaktadır. İsviçre ve Norveç'teki sığınma yetkilileri de bu idari yükü taşımak ve Dublin transferlerini gerçekleştirmek için önemli kaynaklar ayırmaktadır.

  • İnsan Hakları Endişeleri: Özellikle M.S.S. ve Tarakhel kararlarında vurgulandığı üzere, bazı Dublin transferleri insan hakları ihlallerine yol açabilmektedir. Sığınmacılar, transfer edildikleri ülkelerde yetersiz barınma koşulları, uzun süreli prosedürler ve insanlık dışı muamele riskiyle karşı karşıya kalabilmektedir. İsviçre ve Norveç, AİHS'ye taraf oldukları ve güçlü insan hakları koruma mekanizmalarına sahip oldukları için, bu endişelere özel bir hassasiyet göstermek zorundadırlar. Bu durum, özellikle transfer edilecek ülkedeki koşulların iyi bilinmediği veya kötüye gittiği zamanlarda transferleri durdurma ihtiyacı doğurur.

  • Zayıf Ülke Seçimi Kriterleri: Dublin kriterlerinin, sığınmacının kişisel durumundan ziyade, daha çok pratik ve coğrafi faktörlere odaklanması da eleştirilmektedir. Bu, aile birleşimi gibi önemli insani faktörlerin göz ardı edilmesine yol açabilir, her ne kadar Dublin III Tüzüğü bu konuda bazı iyileştirmeler getirmiş olsa da.

Bu eleştirilerin ışığında, İsviçre ve Norveç de Dublin sisteminin reformuna yönelik AB içindeki tartışmalara katılmaktadırlar. Özellikle 2015-2016 mülteci krizi, Dublin sisteminin kırılganlığını bir kez daha ortaya koymuş ve reform çağrılarını güçlendirmiştir.

Gelecek: Göç ve İltica Yönetimi Yönetmeliği (AMMR)

Avrupa Birliği, Dublin sisteminin karşılaştığı zorlukları ve eleştirileri ele almak amacıyla kapsamlı bir reform paketi üzerinde çalışmaktadır: Yeni Göç ve İltica Paktı. Bu paktın önemli bir parçası, Dublin III Tüzüğü'nün yerini alacak olan Göç ve İltica Yönetimi Yönetmeliği (Asylum and Migration Management Regulation - AMMR)'dir. AMMR'nin 2026 yılı itibarıyla yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

AMMR, mevcut Dublin sisteminin "ilk giriş ülkesi" ilkesine alternatif olarak "zorunlu dayanışma mekanizması"nı getirmeyi hedeflemektedir. Bu mekanizma, göç baskısı altında olan üye devletlere diğer üye devletlerden yardım ve sorumluluk paylaşımı sağlamayı amaçlamaktadır. Dayanışma, sığınmacıların transferi veya finansal katkılar şeklinde olabilir.

İsviçre ve Norveç gibi Dublin sistemine paralel anlaşmalarla bağlı olan devletler için, AMMR'nin yürürlüğe girmesi önemli sonuçlar doğuracaktır. Bu ülkelerin de AB ile yapacakları yeni müzakereler sonucunda bu yeni mekanizmaya uyum sağlaması gerekecektir. Bu, Norveç ve İsviçre'nin de gelecekteki sığınma başvurularının sorumluluğunu paylaşma veya dayanışma mekanizmalarına katkıda bulunma konusunda yeni yükümlülükler üstlenebileceği anlamına gelmektedir.

AMMR'nin temel hedefleri şunlardır:

  • Daha Hızlı ve Etkili Prosedürler: Sınır prosedürlerini hızlandırarak, sığınma başvurularının daha çabuk sonuçlandırılması ve böylece sistemin verimliliğinin artırılması.
  • Daha Adil Sorumluluk Paylaşımı: Sınır devletleri üzerindeki yükü hafifletmek için zorunlu dayanışma mekanizması aracılığıyla sığınmacıların dağıtımını sağlamak veya diğer dayanışma önlemlerini uygulamak.
  • İnsan Haklarına Daha İyi Saygı: Yeni mekanizmaların insan hakları standartlarına uygun olmasını sağlamak ve savunmasız kişilere özel koruma sağlamak.

İsviçre ve Norveç'in AB ile olan yakın ilişkileri göz önüne alındığında, AMMR'ye entegrasyon süreçleri muhtemelen sorunsuz ilerleyecektir. Ancak, bu entegrasyonun içeriği ve bu ülkelerin yeni sistemdeki rolü, gelecekteki müzakerelerin ve politik kararların bir sonucu olacaktır. Bu durum, bu ülkelerin sığınma politikalarını ve sığınmacıların bu ülkelere ulaşma ve orada kalma şanslarını yeniden şekillendirebilir.

Sonuç

İsviçre ve Norveç, AB üyesi olmasalar da, Schengen Ortaklığı ve özel anlaşmalar aracılığıyla Dublin III Tüzüğü'nün ayrılmaz bir parçasıdır. Bu durum, sığınmacıların Avrupa'daki sığınma prosedürlerinde bu ülkeler için de AB müktesebatının temel ilkelerinin geçerli olduğu anlamına gelmektedir. Dublin transferleri, yargı denetimi, AİHM ve ABAD kararları, bu ülkelerin sığınma pratiğinde önemli bir yer tutmaktadır. Sistemik eleştirilere rağmen, bu ülkeler Dublin sistemini uygulamaya devam etmekte ve AB'nin gelecekteki reform çabalarını yakından takip etmektedirler. AMMR'nin 2026'da yürürlüğe girmesiyle birlikte, İsviçre ve Norveç'in de bu yeni sorumluluk paylaşım mekanizmasına entegrasyonu, Avrupa'daki sığınma manzarasında yeni bir dönemin başlangıcını işaret edecektir. Bu ülkeler, geçmişte olduğu gibi, AB'nin göç ve sığınma politikalarının önemli ortakları olmaya devam edeceklerdir.

Sık Sorulan Sorular

İsviçre veya Norveç, Dublin transferiyle başka bir devlete sığınmacı gönderebilir mi?

Evet, Dublin III Tüzüğü hükümleri uyarınca, eğer bir sığınmacının başvurusu veya yasa dışı girişi başka bir Dublin devleti tarafından yapıldığı tespit edilirse, İsviçre veya Norveç o sığınmacıyı ilgili devlete transfer edebilir. Ancak bu transferin insani mülahazalara ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Avrupa Adalet Divanı'nın kararlarına uygun olması gerekmektedir. Özellikle, gönderilecek devlette sistemik eksiklikler veya ciddi insan hakları ihlali riski varsa transfer yapılamaz.

Dublin transferine karşı İsviçre veya Norveç'te hukuki başvuru yolları var mı?

Evet, sığınmacılar Dublin transfer kararlarına karşı hukuki başvuru yollarına sahiptir. Bu kararlar, genellikle idari mahkemeler önünde itiraz edilebilir. Mahkemeler, transferin yasalara ve insan hakları standartlarına uygun olup olmadığını değerlendirir. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ve Dublin III Tüzüğü'nün 3. maddesinin 2. fıkrası temelinde değerlendirmeler yapılır.

İsviçre ve Norveç neden AB üyesi olmadıkları halde Dublin sistemine dahiller?

İsviçre ve Norveç, AB üyesi olmasalar da Schengen Bölgesi'ne dahildirler. Schengen Anlaşması'na katılımları çerçevesinde, AB ile yaptıkları özel anlaşmalar aracılığıyla Dublin sistemine de entegre olmuşlardır. Bu entegrasyon, AB'nin ortak vize, sınır ve sığınma politikalarıyla uyum sağlamak amacıyla yapılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Tarakhel v. Switzerland kararı ne anlama geliyor?

Tarakhel v. Switzerland kararı, İsviçre'nin İtalya'ya transfer etmeyi planladığı çocuklu bir Afgan ailesiyle ilgiliydi. AİHM, İtalya'daki sığınmacı kabul koşullarının yetersizliği nedeniyle ailenin insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele riskiyle karşı karşıya kalabileceğine hükmetti. Karar, İsviçre'den, transferden önce İtalyan yetkililerden ailenin uygun koşullarda kabul edileceğine dair bireysel güvenceler almasını istemiştir. Bu karar, özellikle savunmasız kişilerin transferinde ek güvencelerin önemini vurgulamıştır.

Dublin III Tüzüğü'nün yerini alacak olan Göç ve İltica Yönetimi Yönetmeliği (AMMR) İsviçre ve Norveç'i nasıl etkileyecek?

AMMR'nin 2026'da yürürlüğe girmesi bekleniyor ve Dublin III Tüzüğü'nü değiştirecek. İsviçre ve Norveç'in de AB ile yapacakları yeni müzakereler sonucunda bu yeni mekanizmaya uyum sağlaması gerekecektir. Bu, bu ülkelerin gelecekteki sığınma başvurularının sorumluluğunu paylaşma veya dayanışma mekanizmalarına katkıda bulunma konusunda yeni yükümlülükler üstlenebileceği anlamına gelecektir. AMMR, daha hızlı prosedürler ve daha adil sorumluluk paylaşımı hedeflemektedir.


Uyarı: Bu makalede yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşımaktadır ve hukuki tavsiye niteliğinde değildir. Özel durumlar için daima bir hukuk uzmanına danışılması önerilir.