Dublin III Tüzüğü (AB 604/2013) çerçevesinde alınan bir Dublin kararının, yani iltica başvurusunun incelenmesinden sorumlu üye devleti belirleyen kararın tebliğ edilmesinin ardından itiraz süresi, başvuru sahipleri için kritik öneme sahip bir konudur. Bu süreler, üye devletler arasında farklılık göstermekle birlikte, Tüzük'ün kendisi itiraz hakkı ve bu itirazın etkinliğini sağlamaya yönelik temel ilkeleri belirler. Bu rehber makale, Dublin kararlarına karşı itiraz sürelerinin yasal çerçevesini, sürenin hesaplanmasını, istisnai durumları ve ilgili yasal dayanakları detaylı bir şekilde inceleyerek, başvuru sahiplerine ve bu alanda çalışan hukukçulara kapsamlı bir bilgi sunmayı amaçlamaktadır.
Dublin Kararına İtiraz Hakkı ve Yasal Dayanağı
Dublin III Tüzüğü'nün 27. maddesi, bir Dublin kararına karşı yasal bir başvuru yolu veya temyiz hakkının bulunduğunu açıkça belirtir. Bu maddeye göre, başvuru sahibi veya adına hareket eden kişi, ulusal hukukta öngörülen süreler içinde, kararı veren üye devlette, gerçeğe ve hukuka uygunluk denetimi de dahil olmak üzere bir itiraz başvurusunda bulunma hakkına sahiptir. Bu, adil yargılanma hakkının ve etkin bir hukuki çarenin temel bir gereğidir.
İtiraz hakkı, sadece kararın hukuka uygunluğunu değil, aynı zamanda olgusal temelini de kapsar. Yani, başvuru sahibi, Dublin kriterlerinin yanlış uygulandığını, iddia edilen aile bağlarının veya diğer sorumlulukların hatalı değerlendirildiğini ya da kişisel durumuna ilişkin önemli bilgilerin göz ardı edildiğini ileri sürebilir. Mahkemeler veya idari yargı mercileri, bu iddiaları incelemek ve kararı hukuka ve gerçeğe uygunluk açısından denetlemekle yükümlüdür.
İtiraz Sürelerinin Hukuki Temeli
Dublin III Tüzüğü, itiraz süreleri konusunda belirli bir gün sayısı belirlemek yerine, bu sürenin ulusal hukuk tarafından düzenleneceğini ifade eder. Ancak, bu sürelerin Tüzük'ün etkinliğini ve başvuru sahiplerinin haklarını güvence altına alacak şekilde belirlenmesi esastır. Bu bağlamda, 27. madde, itirazın "ulusal hukukta öngörülen süreler içinde" yapılması gerektiğini belirtir. Bu esneklik, her üye devletin kendi idari ve yargı sistemlerinin özelliklerine uygun süreler belirlemesine olanak tanır.
Örneğin, bazı üye devletlerde itiraz süresi 7 gün gibi oldukça kısa olabilirken, diğerlerinde 15 veya 30 gün gibi daha uzun süreler öngörülebilir. Bu farklılıklar, başvuru sahipleri için önemli bir zorluk teşkil edebilir, zira ilgili ülkenin ulusal hukukunu bilmeleri ve bu sürelere uymaları gerekmektedir. İtiraz süresi, genellikle Dublin kararının başvuru sahibine tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Tebligatın usulüne uygun yapıldığı, yani başvuru sahibinin karardan haberdar olduğundan emin olunduğu varsayılır.
Üye Devletlerde İtiraz Süreleri: Örnekler ve Farklılıklar
Dublin kararlarına itiraz süreleri, üye devletten üye devlete önemli farklılıklar gösterir. Bu farklılıklar, başvuru sahiplerinin hukuki destek alma ve itiraz dilekçesini hazırlama sürelerini doğrudan etkiler. Aşağıda, bazı üye devletlerde uygulanan veya uygulanabilecek tipik itiraz süreleri hakkında örnekler sunulmuştur, ancak bu bilgiler yasal tavsiye niteliğinde değildir ve her zaman ilgili ülkenin güncel ulusal hukukuna bakılmalıdır:
- Almanya: Dublin kararlarına karşı itiraz süresi genellikle 1 hafta (7 gün) olarak belirlenmiştir. Bu süre, kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu kısa süre, özellikle hukuki yardım alma ve gerekli belgeleri toplama konusunda başvuru sahipleri için ciddi bir baskı yaratır.
- Fransa: Dublin kararları için genellikle 15 günlük bir itiraz süresi öngörülmüştür. Almanya'ya kıyasla daha uzun olsa da, bu süre de karmaşık bir hukuki süreç için kısıtlı sayılabilir.
- Belçika ve Hollanda: Bazı durumlarda 15 gün, bazı durumlarda ise 30 gün gibi süreler uygulanabilmektedir. Süre, kararın içeriğine ve başvuru sahibinin özel durumuna göre değişebilir.
- Avusturya: Dublin kararlarına karşı temyiz süresi genellikle 14 gündür.
- İskandinav Ülkeleri (örn. İsveç, Norveç): Genellikle 2 veya 3 haftalık (14-21 gün) itiraz süreleri görülmektedir.
Bu örnekler, AB üye devletlerindeki çeşitliliği gözler önüne sermektedir. Başvuru sahibinin hangi ülkede bulunduğuna bağlı olarak, itiraz süresi ciddi şekilde değişebilir. Bu nedenle, Dublin kararı tebliğ edildiğinde yapılacak ilk işlerden biri, kararda belirtilen itiraz süresini ve itiraz edilecek mercileri dikkatle incelemek ve mümkün olan en kısa sürede hukuki destek almaktır.
Sürelerin Hesaplanması ve Tebligatın Önemi
İtiraz süresi, kararın başvuru sahibine veya yasal temsilcisine usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Tebligatın geçerli sayılabilmesi için, başvuru sahibinin karardan fiilen haberdar olması ve içeriğini anlayabilecek durumda olması gerekir. Bazı durumlarda, başvuru sahibi dili bilmediği için kararı anlayamayabilir; bu tür durumlarda tercüman aracılığıyla tebliğ edilmesi veya kararın kendi dilinde özetinin sunulması gibi ek önlemler gerekebilir.
Tebligatın yapıldığı tarih, genellikle karar belgesinde açıkça belirtilir. Süre hesaplamasında, tebligatın yapıldığı gün genellikle sayılmaz ve süre bir sonraki gün başlar. Sürenin son günü, idari makamın veya mahkemenin çalışma saatleri içinde itirazın yapılmış olması gereken son gündür.
İtirazın Geciktirici Etkisi (Askıya Alma)
Dublin III Tüzüğü'nün en kritik hükümlerinden biri, 27. maddenin 3. fıkrasında yer alan itirazın otomatik olarak transferi askıya alma (geciktirici etki) hükmüdür. Bu fıkra, başvuru sahibinin itiraz başvurusunun yapılmasıyla birlikte, transfer kararının uygulanmasının askıya alınmasını talep etme hakkına sahip olduğunu belirtir.
Tüzük, üye devletlerin ulusal hukukunda itirazın "otomatik olarak askıya alma etkisine" sahip olup olmadığını belirleme yetkisi tanır. Yani, bazı ülkelerde itiraz etmekle birlikte transfer işlemi kendiliğinden dururken, diğer ülkelerde başvuru sahibinin transferin durdurulması için ayrıca bir "yürütmenin durdurulması" veya "geçici önlem" talebinde bulunması gerekebilir.
- Otomatik Askıya Alma (Geciktirici Etki): Eğer bir üye devletin ulusal hukukunda itiraz, transfer kararının uygulanmasını otomatik olarak askıya alıyorsa, başvuru sahibi itirazı yaptığı anda transfer işlemi durur ve mahkeme veya idari yargı merci karar verene kadar transfer gerçekleştirilemez. Bu durum, başvuru sahibine yargılama süreci boyunca ilgili ülkede kalma ve yasal temsilcisiyle iletişim kurma imkanı sunar.
- Otomatik Askıya Alma Olmaması Durumunda: Bazı üye devletlerde, itirazın yapılması otomatik olarak transferi durdurmaz. Bu durumda, başvuru sahibinin itirazla birlikte veya itirazdan ayrı olarak, yetkili mahkemeden veya idari merciden transferin durdurulmasını talep etmesi gerekir. Bu talep genellikle "yürütmenin durdurulması" veya "geçici önlem" başvurusu şeklinde yapılır. Mahkeme, bu talebi değerlendirirken, özellikle başvuru sahibinin menfaati (örneğin, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele riski) ve transfer kararının hukuka uygunluğu konularını göz önünde bulundurur. Bu tür bir talepte bulunulması da belirli sürelere tabidir ve genellikle itiraz süresiyle aynı veya ona yakın süreler içinde yapılmalıdır.
Bu ayrım, başvuru sahipleri için hayati önem taşır. Otomatik askıya alma etkisi olmayan bir ülkede, itiraz dilekçesinin zamanında verilmesi kadar, transferin durdurulması talebinin de doğru zamanda ve doğru mercie sunulması gerekmektedir. Aksi takdirde, yargı süreci devam ederken kişi transfer edilebilir ve bu durum, itiraz hakkının fiilen boşlukta kalmasına neden olabilir.
İtirazın Kapsamı ve İleri Sürülebilecek Nedenler
Dublin kararına karşı yapılan itiraz, sadece formaliteye değil, aynı zamanda kararın esasına da odaklanmalıdır. Başvuru sahibi, Dublin III Tüzüğü'nün uygulama ilkelerine ve ilgili hukuki standartlara aykırılık teşkil eden her türlü gerekçeyi ileri sürebilir. Başlıca itiraz nedenleri şunları içerebilir:
- Yanlış Dublin Kriteri Uygulaması: Başvuru sahibinin aile birliği, reşit olmayan çocuk durumu, vize/ikamet izni veya yasadışı giriş gibi Dublin kriterlerinden birinin yanlış değerlendirilmesi. Örneğin, gerçekten var olan bir aile bağının veya reşit olmayan kardeşin göz ardı edilmesi.
- Bağımlılık Durumu: Başvuru sahibinin ağır hastalığı, engelliliği veya hamileliği nedeniyle başka bir üye devletteki aile üyesine bağımlı olması ve bu durumun göz ardı edilmesi.
- Hümaniter Nedenler (Takdir Yetkisi): Tüzüğün 17. maddesi uyarınca, üye devletin kararı veren veya sorumlu üye devlet olmaya karar verebilecek takdir yetkisini yanlış kullanması veya hiç kullanmaması.
- Sistemik Eksiklikler: Sorumlu üye devlette sığınmacılar için temel insan hakları güvencelerinin (özellikle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 3. maddesi, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) sistematik olarak ihlal edildiği yönünde ciddi kanıtların sunulması. Bu durum, AİHM'nin M.S.S. / Belçika ve Yunanistan ve ABAD'ın N.S. ve M.E. / Birleşik Krallık gibi kararlarında ele alınan "sistemik eksiklikler" prensibiyle ilgilidir. Başvuru sahibi, bu ülkede sığınmacıların insanlık dışı veya aşağılayıcı koşullara maruz kalacağı yönünde somut ve güncel deliller sunmalıdır.
- Prosedürel Hatalar: Dublin prosedürü sırasında yapılan hatalar, örneğin başvuru sahibinin bilgilendirme hakkının ihlal edilmesi, tercüman hakkının sağlanmaması, mülakatın usulüne uygun yapılmaması veya kararın gerekçesiz olması gibi.
- Kişisel Görüşmenin Eksikliği: Tüzüğün 5. maddesinde belirtilen, başvuru sahibiyle kişisel görüşme yapma zorunluluğunun yerine getirilmemesi (istisnalar hariç).
Bu nedenlerin her biri, ulusal yargı mercilerinde dikkatle incelenir. Başvuru sahibinin itiraz dilekçesinde, iddialarını destekleyici somut deliller ve hukuki argümanlar sunması hayati önem taşır.
Avrupa Adalet Divanı (ABAD) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Kararlarının Rolü
Dublin kararlarına karşı yapılan itirazların değerlendirilmesinde, Avrupa Adalet Divanı (ABAD) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları önemli bir yol göstericidir. Bu mahkemelerin içtihatları, ulusal mahkemelerin Dublin Tüzüğü'nü nasıl yorumlaması gerektiğini ve insan hakları standartlarını nasıl uygulaması gerektiğini belirler.
- ABAD Kararları: ABAD, Dublin III Tüzüğü'nün AB hukuku çerçevesindeki yorumlayıcısıdır. Örneğin, N.S. ve M.E. / Birleşik Krallık (C-411/10 ve C-493/10) davasında ABAD, üye devletlerin, sığınmacının aktarılacağı üye devlette, Tüzük ve Temel Haklar Şartı'nın 4. maddesine (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) aykırı olarak ciddi risk altında bulunup bulunmadığını değerlendirmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar, Dublin transferlerinin, sorumlu ülkedeki sığınma sisteminin durumu nedeniyle insan hakları ihlali riskini doğurabileceği durumlarda engellenebileceği "sistemik eksiklikler" ilkesini pekiştirmiştir.
- AİHM Kararları: AİHM, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin (İHAS) yorumlayıcısıdır. M.S.S. / Belçika ve Yunanistan (No. 30696/09) davası, AİHM'nin Dublin sistemine ilişkin en önemli kararlarından biridir. Bu kararda AİHM, Belçika'nın başvuru sahibini Yunanistan'a geri göndermesiyle, Yunanistan'da sığınmacıların maruz kaldığı insanlık dışı ve aşağılayıcı koşullar nedeniyle İHAS'ın 3. maddesini ihlal ettiğine hükmetmiştir. Bu karar, üye devletlerin, başka bir üye devlete transfer etmeden önce o ülkedeki sığınma sistemi koşullarını değerlendirme yükümlülüğünü ortaya koymuştur.
Bu kararlar, ulusal mahkemelerin, bir Dublin kararını incelerken sadece Dublin kriterlerinin doğru uygulanıp uygulanmadığını değil, aynı zamanda transferin potansiyel insan hakları ihlali risklerini de dikkate almasını zorunlu kılar. Başvuru sahipleri ve hukukçuları, itiraz dilekçelerinde bu içtihatlara atıfta bulunarak güçlü hukuki argümanlar geliştirebilirler.
AMMR'ye Geçiş ve Gelecek Olasılıkları (2026)
Avrupa Birliği'nin sığınma ve göç politikalarında önemli bir reform hedefi olan "Göç ve İltica Paktı" kapsamında, Dublin Tüzüğü'nün yerini alacak olan "İltica ve Göç Yönetmeliği" (Asylum and Migration Management Regulation - AMMR) üzerinde çalışmalar devam etmektedir. AMMR'nin 2026 yılında yürürlüğe girmesi beklenmektedir.
AMMR, Dublin sistemindeki bazı temel sorunları çözmeyi ve daha adil, daha hızlı ve daha etkili bir sistem oluşturmayı hedeflemektedir. İtiraz süreleri ve itirazın geciktirici etkisi gibi konularda da değişiklikler beklenmektedir. Henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte, AMMR'nin:
- Süreleri Standartlaştırma: Üye devletler arasındaki itiraz sürelerindeki büyük farklılıkları azaltarak daha standart bir yaklaşım getirmesi beklenebilir. Bu, başvuru sahipleri için belirsizliği azaltabilir.
- Geciktirici Etkiyi Güçlendirme: İtirazın otomatik olarak transferi askıya alma etkisini daha geniş bir şekilde benimseyerek, başvuru sahiplerinin haklarını yargılama süreci boyunca daha iyi korumayı amaçlayabilir.
- Hukuki Yardımı Vurgulama: Erken ve etkin hukuki yardım erişiminin önemini daha fazla vurgulayabilir.
Ancak, AMMR'nin son hali ve tam etkileri henüz belirlenmemiştir. Bu nedenle, mevcut durumda Dublin III Tüzüğü'nün hükümleri geçerli olmaya devam etmektedir ve başvuru sahipleri mevcut yasal çerçeveye göre hareket etmek zorundadır. 2026 yılı ve sonrasında yaşanacak değişiklikler, sığınmacılar ve sığınma hukuku alanında çalışanlar tarafından yakından takip edilmelidir.
İtiraz Süreleri Konusunda Genel Bir Tablo (Örnekler)
Aşağıdaki tablo, çeşitli üye devletlerdeki Dublin kararlarına karşı itiraz sürelerine ilişkin genel bir fikir vermektedir. Ancak bu bilgiler değişebilir ve güncel ulusal mevzuat kontrol edilmelidir.
| Üye Devlet | Tipik İtiraz Süresi | Otomatik Geciktirici Etki | Açıklamalar |
|---|---|---|---|
| Almanya | 7 gün | Genellikle Hayır | Transferi durdurmak için ayrıca "yürütmenin durdurulması" talebi gerekir. |
| Fransa | 15 gün | Genellikle Hayır | Mahkemeden transferin durdurulması istenmelidir. |
| Hollanda | 7 veya 14 gün | Genellikle Hayır | Süre, kararın türüne göre değişebilir. |
| Belçika | 15 gün | Genellikle Hayır | Yürütmeyi durdurma talebi şart. |
| Avusturya | 14 gün | Genellikle Hayır | Yürütmeyi durdurma talebi ile birlikte başvurulur. |
| İsveç | 14 gün | Genellikle Evet | İtirazın otomatik geciktirici etkisi olabilir. |
| İrlanda | 10 gün | Genellikle Hayır | Mahkemeden transferin durdurulması istenmelidir. |
Bu tablo, itiraz sürelerinin ve geciktirici etki mekanizmalarının üye devletler arasında ne kadar farklılık gösterdiğini göstermektedir. Bu nedenle, bir Dublin kararı alındığında, başvuru sahibinin ve yasal temsilcisinin, kararı veren veya ilgili ülkenin ulusal hukukunu en kısa sürede araştırması ve buna uygun hareket etmesi gerekmektedir.
İtiraz Süresini Kaçırma ve Sonuçları
Dublin kararına karşı itiraz süresini kaçırmak, başvuru sahibi için ciddi sonuçlar doğurabilir. Süresi içinde yapılmayan bir itiraz, genellikle usulden reddedilir ve mahkeme veya idari yargı mercii, kararın esasını incelemez. Bu durumda, Dublin transfer kararı kesinleşir ve başvuru sahibi sorumlu üye devlete transfer edilebilir.
Bazı üye devletlerde, haklı ve mücbir sebep bulunması halinde, süre kaçırılmasına rağmen itirazın kabul edilmesi veya "eski hale getirme" (restitutio in integrum) gibi istisnai yollar bulunabilir. Ancak bu tür yollar oldukça sınırlıdır ve genellikle olağanüstü koşulları gerektirir (örneğin, başvuru sahibinin ağır hastalığı nedeniyle itiraz edememesi).
Bu nedenle, Dublin kararı tebliğ edildiğinde, başvuru sahibinin zaman kaybetmeden hukuki yardım alması ve itiraz süresi içinde başvuruyu yapması hayati önem taşır. Sürenin dolmasına yakın bir zamanda hukuki yardım alınması dahi, itiraz dilekçesinin hazırlanması için yeterli zaman bırakmayabilir.
Hukuki Yardım ve Temsilciliğin Önemi
Dublin kararlarına karşı yapılan itiraz süreçleri oldukça karmaşık ve teknik bilgi gerektiren süreçlerdir. İtiraz sürelerinin kısalığı, ulusal hukuklardaki farklılıklar ve ABAD/AİHM içtihatlarının karmaşıklığı göz önüne alındığında, başvuru sahiplerinin nitelikli hukuki yardım alması elzemdir.
Bir avukat veya hukuki danışman:
- Dublin kararının hukuki dayanaklarını inceleyebilir,
- İlgili üye devletin itiraz süreleri ve usul kuralları hakkında bilgi sağlayabilir,
- Başvuru sahibinin durumu için en uygun itiraz nedenlerini belirleyebilir,
- Gerekli belgeleri toplayabilir ve hukuki argümanları hazırlayabilir,
- Transferin askıya alınması için gerekli başvuruları yapabilir,
- Yargılama süreci boyunca başvuru sahibini temsil edebilir.
Erken aşamada alınan hukuki yardım, başvuru sahibinin haklarını etkili bir şekilde kullanabilmesi ve transfer kararının hukuka uygunluğunu denetleyebilmesi için kritik bir faktördür.
Sonuç
"Dublin kararına itiraz süresi kaç gün?" sorusunun net ve tek bir cevabı yoktur; zira bu süre, AB üye devletlerinin ulusal hukukuna göre farklılık göstermektedir. Genellikle 7 ila 30 gün arasında değişen bu süreler, çoğu zaman çok kısadır ve başvuru sahipleri için hukuki süreçte hızlı hareket etmeyi gerektirir. Dublin III Tüzüğü'nün 27. maddesi, itiraz hakkını güvence altına alırken, üye devletlere süreleri belirleme konusunda esneklik tanımıştır. Bu durum, başvuru sahiplerinin bulundukları ülkenin spesifik kurallarını bilmeleri ve hukuki destek almaları zorunluluğunu ortaya koyar. İtirazın geciktirici etkisi olup olmadığı da yine ulusal mevzuata göre değişmekle birlikte, otomatik geciktirici etki olmayan durumlarda yürütmenin durdurulması talebinde bulunmak hayati önem taşır. ABAD ve AİHM kararları, Dublin kararlarının insan hakları boyutuyla değerlendirilmesinde ulusal yargı mercilerine yol göstermektedir. 2026'da yürürlüğe girmesi beklenen AMMR, bu konularda bazı standartlaşmalar getirebilirken, mevcut durumda Dublin III Tüzüğü'nün hükümlerine göre hareket edilmesi gerekmektedir. İtiraz süresini kaçırmanın ciddi sonuçları olduğu göz önüne alındığında, Dublin kararı tebliğ edilen her başvuru sahibinin derhal hukuki yardım alması şiddetle tavsiye edilir.
Sık Sorulan Sorular
1. Dublin kararına itiraz süresi her ülkede aynı mıdır? Hayır, Dublin kararına itiraz süresi her AB üye devletinde farklılık gösterir. Genellikle 7 ila 30 gün arasında değişen süreler mevcuttur ve bu süreler ilgili ülkenin ulusal hukukuna göre belirlenir.
2. İtiraz süresi ne zaman başlar? İtiraz süresi, Dublin kararının başvuru sahibine veya yasal temsilcisine usulüne uygun olarak tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Tebligatın yapıldığı gün genellikle süre hesabına dahil edilmez.
3. İtiraz ettiğimde transferim otomatik olarak durur mu? Bu durum, üye devletin ulusal hukukuna göre değişir. Bazı ülkelerde itiraz, transferin otomatik olarak askıya alınmasına neden olurken (geciktirici etki), diğer ülkelerde başvuru sahibinin ayrıca bir "yürütmenin durdurulması" veya "geçici önlem" talebinde bulunması gerekir.
4. İtiraz süresini kaçırırsam ne olur? İtiraz süresinin kaçırılması durumunda, itirazınız genellikle usulden reddedilir ve Dublin transfer kararı kesinleşir. Bu durum, başvuru sahibinin sorumlu üye devlete transfer edilmesine yol açabilir. İstisnai durumlarda, mücbir sebeplerle süre kaçırılmasına rağmen itiraz kabul edilebilir, ancak bu çok nadir bir durumdur.
5. İtirazda hangi gerekçeleri ileri sürebilirim? İtirazınızda, Dublin kriterlerinin yanlış uygulanması, aile birliğinin bozulması riski, reşit olmayan çocuk durumu, bağımlılık, sorumlu ülkede insan hakları ihlali riski (sistemik eksiklikler) veya prosedürel hatalar gibi birçok farklı gerekçeyi ileri sürebilirsiniz.
6. Hukuki yardım almak zorunlu mu? Hukuki yardım almak zorunlu olmamakla birlikte, Dublin itiraz süreçleri oldukça karmaşık olduğu ve süreler kısa olduğu için nitelikli bir hukukçudan destek almak, haklarınızın etkin bir şekilde korunması açısından hayati önem taşır.
Not: Bu makalede yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşımaktadır ve hukuki tavsiye niteliğinde değildir. Spesifik bir durumla ilgili olarak mutlaka uzman bir hukukçuya danışmanız tavsiye edilir.
