Kilise Sığınağı (Kirchenasyl) ve Dublin Süresi

~9 dakikalık okuma

Avrupa Birliği'nin karmaşık iltica sistemi içerisinde, "Kilise Sığınağı" veya Almanca orijinaliyle Kirchenasyl, resmi hukuk metinlerinde yer almayan ancak fiiliyatta önemli sonuçlar doğuran, insaniyet ve hukuk arasında gerilimli bir köprü görevi gören özel bir olgudur. Özellikle Dublin III Tüzüğü (604/2013) çerçevesinde hakkında sınır dışı kararı verilen sığınmacılar için bir "son çare" olarak ortaya çıkan bu uygulama, kiliselerin ahlaki ve tarihsel misyonu ile AB hukukunun katı prosedürleri arasında bir mücadele alanıdır. Bu makale, kirchenasyl kavramını, Dublin sistemi içindeki rolünü, temel hukuki dayanaklarını ve Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında güncel durumunu derinlemesine inceleyecektir.

Dublin III Tüzüğü: "Tek Sorumlu Devlet" İlkesi ve Transfer Süreleri

Kilise sığınağı dublin ilişkisini anlamanın ilk adımı, Dublin sisteminin mantığını kavramaktır. Dublin III Tüzüğü'nün temel amacı, bir sığınmacının iltica başvurusunu incelemekten yalnızca bir Üye Devlet'in sorumlu olmasını sağlamak ve "asylum shopping" olarak bilinen, sığınmacıların birden fazla ülkede başvuru yapmasının önüne geçmektir.

Tüzük, bu sorumlu devleti belirlemek için hiyerarşik bir dizi kriter sunar (Dublin III Tüzüğü, Bölüm III, Madde 7-17):

  1. Aile Birliği: Sığınmacının bir Üye Devlet'te yasal olarak ikamet eden veya sığınmacı statüsü almış aile üyesinin bulunması.
  2. Vize veya Oturum İzni: Sığınmacının bir Üye Devlet tarafından verilmiş geçerli bir vize veya oturum iznine sahip olması.
  3. Yasadışı Giriş veya Kalış: Sığınmacının AB topraklarına ilk giriş yaptığı veya 12 aydan uzun süre kesintisiz kaldığı ülke.
  4. Vizesiz Giriş: Sığınmacının vizeden muaf olarak yasal yollarla girdiği ilk ülke.
  5. Uluslararası Koruma Başvurusunun İlk Yapıldığı Ülke: Yukarıdaki kriterlerin hiçbiri uygulanamıyorsa, başvurunun yapıldığı ülke sorumlu olur.

Bu kriterler sonucunda, örneğin İtalya'ya parmak izi vererek giriş yapmış bir sığınmacı Almanya'da iltica başvurusunda bulunduğunda, Almanya Dublin Tüzüğü uyarınca "geri kabul talebi" (take-back request) veya "sorumluluğu üstlenme talebi" (take-charge request) prosedürlerini başlatarak sığınmacıyı İtalya'ya geri göndermeye çalışacaktır.

İşte Kirchenasyl tam da bu noktada, yani transfer sürecinin zamanlamasıyla ilgili kurallarda devreye girer.

Kritik Dublin Transfer Süreleri

Dublin III Tüzüğü, transfer sürecini kesin sürelere bağlamıştır. Bu sürelerin kaçırılması, sorumluluğun talepte bulunan devlete (örneğimizde Almanya'ya) geçmesine neden olur.

Süreçİlgili Dublin III MaddesiStandart SüreAçıklama
Geri Kabul Talebi (Take-back)Madde 23(2)2 aySorumlu olduğu düşünülen devlete, EURODAC sisteminde parmak izi tespiti yapıldıktan sonra 2 ay içinde talepte bulunulmalıdır.
Sorumluluğu Üstlenme Talebi (Take-charge)Madde 21(1)3 aySığınmacının iltica başvurusunu yapmasından itibaren 3 ay içinde sorumlu devlete talep gönderilmelidir.
Talebe Cevap SüresiMadde 22(1)2 ayTalep alan devletin cevap vermesi için standart süre. Cevap verilmezse sorumluluk kabul edilmiş sayılır.
FİZİKİ TRANSFER SÜRESİMadde 29(1)6 ayTransfer kararının kesinleşmesinden (itiraz yollarının tükenmesi veya feragat) itibaren sığınmacının sorumlu devlete fiziken transfer edilmesi gereken süredir. Kirchenasyl'in temel hedefi bu süreyi doldurmaktır.
"Firar" Durumunda Transfer SüresiMadde 29(2)18 ayEğer sığınmacı "firar ederse" (absconds), 6 aylık transfer süresi 18 aya kadar uzar.

Görüldüğü üzere, kilit nokta Madde 29(1)'de belirtilen 6 aylık süredir. Bir sığınmacı, transfer kararının kesinleşmesinden itibaren 6 ay boyunca yetkililer tarafından bulunup sorumlu ülkeye transfer edilemezse, mevcut bulunduğu ülke (Almanya örneğindeki gibi) onun iltica dosyasını incelemekle sorumlu hale gelir. Kirchenasyl pratiği, tam olarak bu 6 aylık süreyi "firar etmeden" geçirme stratejisine dayanır.

Kirchenasyl Nedir ve Dublin Sürecini Nasıl Etkiler?

Kirchenasyl, kilise cemaatlerinin, haklarında sınır dışı veya Dublin transfer kararı bulunan sığınmacılara, kilise veya manastır binalarında geçici barınak ve koruma sağlamasıdır. Bu, resmi bir hukuki statü değildir. Sığınmacı, kilise sığınağındayken yasal olarak "dokunulmaz" hale gelmez. Polis, teorik olarak kilise binalarına girip kişiyi zorla alıkoyma yetkisine sahiptir.

Ancak, Batı Avrupa'da, özellikle Almanya, Hollanda ve İsveç gibi ülkelerde, devletin kiliselerin özerkliğine ve kutsal mekanlara duyduğu tarihsel saygı nedeniyle, polis genellikle bu tür müdahalelerden kaçınır. Bu fiili durum, kilise sığınağını etkili bir koruma mekanizmasına dönüştürür.

Kiliseler bu eylemi, özellikle Dublin transferinin sığınmacı için "özel bir zorluk" (besondere Härte) oluşturacağına inandıklarında gerçekleştirirler. Bu zorluklar şunlar olabilir:

  • Ciddi Tıbbi Durumlar: Sorumlu olduğu iddia edilen ülkede (örn. İtalya, Yunanistan) sığınmacının hayati tıbbi tedavisinin yapılamayacağı riski.
  • Travma ve Psikolojik Kırılganlık: Sığınmacının ağır travma geçirmiş olması ve bir transferin intihar riski gibi ciddi sonuçlar doğurabileceği endişesi.
  • Kötü Kabul Koşulları: Transfer edileceği ülkede AİHM içtihatlarınca da tespit edilmiş, insan onurunu zedeleyen sistematik kabul ve barınma sorunlarının olması (AİHS Madde 3 ihlali riski).
  • İyi Entegrasyon: Sığınmacının mevcut ülkede dil öğrenmiş, sosyal çevresini kurmuş olması ve transferin bu entegrasyonu yok edeceği gerçeği.

Kirchenasyl sürecinde kilise, sığınmacıyı saklamaz. Aksine, yetkili makamlara (Almanya'da Federal Göç ve Mülteciler Dairesi - BAMF) resmi bir bildirimde bulunarak, Bay/Bayan X'in şu tarihten itibaren kendi korumaları altında olduğunu ve adresinin kilise olduğunu belirtir. Ayrıca, transferin neden insani açıdan yanlış olduğunu detaylandıran bir dosya (Dossier) sunar. Bu şeffaflık, hukuki mücadelenin merkezinde yer alır.

Hukuki Mücadele: "Firar" (Absconding) Kavramı ve ABAD İçtihadı

Devletler, kilise sığınağının 6 aylık süreyi kötüye kullanma girişimi olduğunu savunarak, bu durumu Dublin Tüzüğü Madde 29(2) kapsamında "firar" (absconding) olarak yorumlama eğilimindeydi. Eğer bir kişi "firari" sayılırsa, transfer süresi 6 aydan 18 aya çıkıyor ve kilise sığınağının amacı boşa düşüyordu.

"Firar" kavramı, Dublin III Tüzüğü'nün 2. Maddesi'nin (n) bendinde "transferden sorumlu yetkili makamlardan kaçmak için bir kişinin yetki alanını terk etmesi" olarak tanımlanır. Kilit soru şuydu: Adresi belli olan ve yetkililere bildirilmiş bir kilisede kalmak, "yetkili makamlardan kaçmak" anlamına gelir mi?

Bu hukuki düğümü Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) çözmüştür.

ABAD'ın Kilometre Taşı Kararı: C-163/17, Jawo

Gambiya vatandaşı olan Abdoulie Jawo'nun davası, kirchenasyl ve Dublin süreleri arasındaki ilişkiyi netleştiren en önemli içtihattır. Jawo, İtalya üzerinden AB'ye girmiş ve Almanya'da iltica başvurusunda bulunmuştu. Almanya, Dublin uyarınca İtalya'yı sorumlu buldu ve transfer kararı aldı. Jawo, bu karara karşı kilise sığınağına girdi. Alman makamları, bu durumu "firar" sayarak transfer süresini 18 aya uzattı.

Dava ABAD'a ulaştığında, Divan 2017 yılında şu önemli yorumu yapmıştır:

  • Bir sığınmacının, transfer kararının uygulanmasını engellemek amacıyla yetkili makamların erişiminden sürekli olarak uzak durması "firar" olarak kabul edilebilir.
  • Ancak, sığınmacının sadece devlet tarafından sağlanan konaklamayı terk edip adresi bilinen bir yerde (örneğin bir kilisede) ikamet etmesi, tek başına "firar" olarak nitelendirilemez.
  • "Firar" nitelemesi için kişinin kaçma kastının (subjektif unsur) bulunması gerekir. Yetkililere adresi bildirmek, bu kastın olmadığını gösteren güçlü bir karinedir.
  • Eğer yetkililer kişiyi transfer etmek için (randevu tarihi vererek, polisle gelerek vb.) somut adımlar atar ve kişi bu adımlara bilerek ve isteyerek engel olursa, o zaman "firar" durumu oluşabilir.

Jawo kararının sonucu şudur: Kilise, sığınmacının adresini yetkililere bildirdiği sürece, sırf kirchenasyl içinde olmak otomatik olarak 18 aylık sürenin başlamasına neden olmaz. Devlet, kişinin "firar etme kastıyla" hareket ettiğini ve transfer girişimlerini aktif olarak engellediğini ispatlamak zorundadır. Bu karar, kilise sığınağı uygulamasının hukuki zeminini güçlendirmiştir.

AİHM ve Madde 3 İhlali Riski: Dolaylı Destek

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), doğrudan kirchenasyl konusunu ele almaz. Ancak AİHM'in Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 3. Maddesi (İşkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) kapsamındaki içtihadı, kilise sığınağının arkasındaki temel argümanları destekler niteliktedir.

  • M.S.S. v. Belçika ve Yunanistan (Başvuru No. 30696/09): Bu tarihi kararda AİHM, Yunanistan'daki iltica sisteminde ve kabul koşullarında sığınmacıları Madde 3'ü ihlal edecek düzeyde perişanlığa terk eden "sistematik eksiklikler" olduğuna hükmetti. Bu karar, bir ülkedeki genel koşulların kötü olmasının dahi Dublin transferini hukuka aykırı hale getirebileceğini ortaya koydu. Kiliseler, tam da bu tür sistematik eksiklikleri gerekçe göstererek sığınmacıları korumaya almaktadır.

  • Tarakhel v. İsviçre (Başvuru No. 29217/12): AİHM, bu davada, çocuklu bir ailenin İtalya'ya transfer edilmeden önce İsviçre makamlarının, ailenin İtalya'da aile bütünlüğünü koruyacak ve çocukların yaşına uygun şekilde barındırılacağına dair İtalyan makamlarından "bireysel güvenceler" alması gerektiğine karar verdi. Bu karar, "güvenli ülke" varsayımının mutlak olmadığını ve özellikle hassas gruplar için devletlerin ek bir inceleme yükümlülüğü olduğunu gösterdi.

Kiliseler, kirchenasyl için sundukları dosyalarda, sığınmacının transfer edileceği ülkede maruz kalacağı koşulların M.S.S. ve Tarakhel içtihatlarına aykırı olacağını ve AİHS Madde 3'ü ihlal edeceğini ileri sürerler. Bu argümanlar, kilise sığınağının sadece keyfi bir eylem olmadığını, aksine temel insan haklarını korumaya yönelik meşru bir çaba olduğunu vurgular.

Sonuç: Gri Alanda Bir İnsaniyet Mücadelesi

Kirchenasyl, yasal bir hak olmamasına rağmen, Dublin III Tüzüğü'nün katı ve bazen insanlık dışı sonuçlar doğurabilen yapısına karşı sivil toplumun ve dini kurumların geliştirdiği fiili bir direnç mekanizmasıdır. ABAD'ın Jawo kararı, bu mekanizmanın en önemli hukuki engel olan "firar" suçlaması karşısında nefes almasını sağlamıştır.

Bu uygulama, Dublin sisteminin temelden sorgulanmasına yol açan ahlaki bir baskı unsuru olmaya devam etmektedir. Bir yanda AB'nin düzenli ve öngörülebilir bir iltica sistemi kurma hedefi, diğer yanda ise bireysel trajediler karşısında sessiz kalmayı reddeden yüzlerce kilise cemaati bulunmaktadır. Kilise sığınağı dublin gerilimi, hukukun her zaman adaleti sağlamadığı ve bazen adaletin, hukukun gri alanlarında yeşermek zorunda kaldığı gerçeğinin canlı bir kanıtıdır. 6 aylık Dublin süresini doldurma stratejisi, soğuk bir hukuki hesaplama gibi görünse de temelinde ağır hasta bir bireyi, travmatize bir çocuğu veya parçalanmış bir aileyi koruma güdüsü yatmaktadır.

Sık Sorulan Sorular

1. Kilise sığınağı (Kirchenasyl) yasal bir hak mıdır?

Hayır, Kirchenasyl AB veya ulusal yasalarda tanımlanmış bir hak değildir. Hukuki bir "gri alanda" yer alır. Yasal olarak polis kiliseye girip sığınmacıyı alabilir, ancak pratikte devletin kutsal mekanlara saygısı nedeniyle genellikle bundan kaçınılır. Bu bir tolerans durumudur, yasal bir statü değildir.

2. Kilise sığınağına girmek Dublin transferimi otomatik olarak durdurur mu?

Hayır. Kilise sığınağı, transfer kararını yasal olarak askıya alan bir mekanizma değildir. Temel amacı, Dublin III Tüzüğü Madde 29(1)'de belirtilen 6 aylık fiziki transfer süresinin, yetkililerin müdahalesi olmadan dolmasını sağlamaktır. Süre dolduğunda, sığınmacının bulunduğu ülke iltica başvurusundan sorumlu hale gelir.

3. Polis beni almak için kiliseye girebilir mi?

Evet, yasal olarak polis mülki idarenin kararıyla kiliseye girme ve transfer kararını uygulama yetkisine sahiptir. Ancak Almanya gibi ülkelerde devlet ve kiliseler arasındaki tarihsel uzlaşı ve fiili anlaşmalar nedeniyle bu son derece nadir bir durumdur. Yine de bu risk teorik olarak her zaman mevcuttur.

4. 6 aylık Dublin süresi dolduktan sonra ne olur?

6 aylık transfer süresi "firar" durumu olmaksızın dolarsa, Dublin III Tüzüğü Madde 29(2) uyarınca sorumluluk, sığınmacının o an bulunduğu Üye Devlete geçer. Bu durumda, örneğin Almanya, artık sığınmacıyı İtalya'ya gönderemez ve iltica başvurusunu esastan incelemek zorunda kalır.

5. Kirchenasyl sürecinde bir avukata ihtiyacım var mı?

Kesinlikle evet. Kirchenasyl, son derece karmaşık hukuki dinamiklere sahip bir süreçtir. "Firar" durumunun oluşmaması, yetkili makamlarla (örn. BAMF) doğru iletişimin kurulması ve 6 aylık sürenin doğru hesaplanması gibi kritik konular uzmanlık gerektirir. Süreci yürüten kilise cemaatiyle birlikte çalışan deneyimli bir iltica hukuku avukatı hayati öneme sahiptir.

Feragatname: Bu makale bilgilendirme amaçlı olup hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her vaka kendine özgüdür ve karmaşık hukuki sonuçlar doğurabilir. Durumunuzla ilgili olarak nitelikli bir avukata danışmanız önemle tavsiye edilir.